26 Ekim 2016 Çarşamba

CLASSIC VESPA LOVERS "BOZCAADA" GEZİSİ




video
Eylül ayının son günlerinde yine içimizdeki yollara düşme isteği ateşlendi. Bu sefer Avrupa'ya gitmek için zaman yok. Bizde, kısa bir Bozcaada gezisi ile Klasik Vespa ve yollara çıkma hevesimizi bir parçada olsa giderelim dedik. Tüm yol hikayesi tekmili birden resimli... 

Bozcaada bizde:

(Bindik Geliyoruz)
Geyikli'de Gün Batımı,
İlk Defa Hiç Sıkışmadan Bir Feribot Gezisi,

Bakir Plajlar,

Öludeniz Tonlarına Yakın Bir Deniz,

Güzel Virajlar,
(Kahvaltı Orta, Deniz Pekiyi)

Fıstık Çamlı Ara Yollar,

Dev Pervaneler ile Yakınlaşma...

(Don Kişot Misali)




Eşsiz Bir Günbatımı,

(Hem de Vespa'nın Gözünden)

Yol Dışı Sürüş,

Yol Kenarındaki Bağlardan Ödünç Üzüm,




Tepelerden Şahin Bakışı,

Ağaoğlu'nun Henüz Zapt Edemediği Vatan Toprağını da Görme,










Gün Batarken Sürüş,





Titanik Pozları,

Romantik Virajlar,


(Doğru mu Gidiyoruz?)

Güzel Bir Rota,



Şirin Restoranlar,

Rumlardan Kalma Sokaklarda Gezme,


(Tüm Ağır Toplar Bir Arada :)




Kaleleri Keşfetme,






Hayallere Dalma,

İlginç Yol Tarif Metodları Görme,
(Bu İşaret Bir Çiftlik Evinin Girişindeydi :)






Bozcaada'ya da Geldik Demek,

Dönüş Yolunda Bol Çöplü Duraklarda mola verme,
Deneyimi yaşattı ...


2 Ocak 2014 Perşembe

Vespa İle Bir İtalya Macerası (Bölüm-3) Son...



2013 Ağustos ayı sona ererken içimizdeki Vespa ile uzun yol hevesi yine depreşti. Bu sefer son dedik, hazırlıklara başladık ve Eylül başında yollara düşelim derken beyaz PX”de bugüne kadar hiç karşılaşmadığımız bir arıza vuku buldu. Vespa düz yolda belli bir süratte gidebilmekte ama yokuş aşağı hızlandığında stop etmekteydi. Arızayı bulabilmek için motoru sökmeye başladık. Ya bundadır, ya şundadır derken 3. günün akşamında motoru tamamen dağıttık. 

Ya burda….
Ya burdadır….








Silindir üzerinde kocaman bir krater vardı. Sıkıntıyı bulmanın sevinciyle yedek piston-silindir takımını monte ettik. Ertesi sabah problem devam etmekteydi. Neyse hiç olmadı motor yenilendi diyerek soluğu İbrahim Usta’nın yanında aldık. İbrahim motora biniyor, turluyor hiçbir sıkıntı yok. Ben turluyorum motor stop ediyor. Ben bindim, sen bindin derken, ikimiz birlikte binelim birde ne olacak görelim dedik. Motor Kasımpaşa rampasından inerken yine stop edince İbrahim’in kafasında bir ışık yandı. Motorun benzin kapağını çıkardık ve teste devam ettik. Motor sorunsuz çalışmaktaydı. Tamirhaneye dönünce kısa süre önce aldığım yeni koltuk kılıfının altındaki deri sabitleme aparatının tam benzin kapağı üzerine geldiğini, hava alamayan deponun benzini yokuşlarda kestiğini şaşkınlıkla fark ettik. Tabi İbrahim Usta tüy siklette, ben ise ağır siklette olduğumdan; koltuk o oturduğunda benzin kapağı üzerine benim uyguladığım basıncı yaratmıyor, dolayısıyla motor stop etmiyor. Bu basit arıza bize yeni bir silindir/piston takımına ve izinden kullanılan değerli 3 güne mal oldu ama bardağın dolu yönünden bakarsak eski piston üzerindeki dev krater büyük ihtimalle İtalyan otoyollarında sıkıntılı dakikalar yaşatacaktı. Neyse hayır olsun diyerek hazırlıkları tamamladık ve motorları Pendik UN RoRo limanından gemiye yükledik. 


Bu sefer UN RoRo’cular bizi geçen seneden hatırlıyor. Klasik Vespa’lar ile Avrupayı gezen manyak baba oğul. Bu nedenle sohbetin “bu motorlarla mı gidiyorsunuz ?” kısmını hızlı geçiyoruz.
Üç gün sonra Trieste için sabahın altısında yine havalimanındayız. Litvanya havayollarının özel jetten hallice uçağıyla, klostrofobik iki saatlik bir uçuş sonrasında Ljubljana dayız. Tirieste limanı otobüs ile havalimanından 45 dk. Bu sefer gemi zamanında limana varmış. Motorlarımızı hemen teslim alabiliyoruz.


Geçen seferden tek fark uyanık İtalyanlar, motorcuların deniz yolundan Avrupaya motor gönderme methodunu keşfettiğini anlamış ve liman konşimento ücreti adı altında zam yapmış. Kafamıza takmamaya çalışarak yola koyuluyoruz. Motorlarımızı erken teslim alabildiğimiz için ilk hedefimiz Como gölüne doğru yola koyuluyoruz. 




Limandan ayrılış saatimiz bu sefer öğlen 12.00 civarı. Önümüzde ilk gün için kat etmemiz gereken 500 km. var. Hava kararmadan Como’ya varabilmemiz için otoyola girmemiz şart. Normal bir seyir gününde Vespa PX ile otoyol pek tercih etmediğimiz bir seçenek ama zaman kısıtı söz konusu olduğunda, Tır’ların ve süretli otomobillerin arasında yol almaktan başka çaremiz yok. Hedefimiz hava tamamen kararmadan otoyoldan çıkıp Como gölüne 80 km. kadar yaklaşabilmek. Hedef koyduk ya, GPS’imiz bizi otoyol dışında saçma sapan tali yollara sokarak 1,5 saat kaybetmemize yol açıyor. 

Bu cicileri Milan'a 100 km. kala benzincide bulduk….







Biri çift karbüratör takmıştı….
Molalardan keserek yolda kaybettiğimiz zamanı telafi etmeye çalışıyoruz. Ama Como için otoyol sapağından ayrıldığımızda çoktan hava kararmış durumda. Son kalan 80 km. de köy ve kasabaların arasında; inişli, çıkışlı ve artık çok yorulmuş olarak ilerliyoruz. Son kalan birkaç kilometre bitmek bilmiyor. Tam bu sırada şimşekler çakmaya başlıyor. Eksik olan tek şey yağmurdu. Bir taraftan önümüzü görmeye çalışırken, bir taraftan sert virajlarda hafif ıslanmaya başlayan asfaltta motoru kaydırmadan ilerlemeye çalışıyoruz. Bu arada tek elimle de GPS’in ıslanmasını önlüyorum. Tüm bu akrobatik hareketler ve yağmur eşliğinde sonunda Como’ya girdik. Geçen sene Como’ya gidemeyişimizin sebebi yine yağmurdu. Demek kaderimizde bu yağmuru yemek varmış. Biraz zor da olsa kendimize güzel bir otel bulduk, Como;daki tek Türk pizzacı da (nasıl denk düştüyse, kan çekiyor herhalde) akşam yemeğimizi yiyerek dinlenmeye çekildik.

Nice'de akşam yemeği….

Como sahil yolu….









Ertesi sabah güneşli bir güne uyandık. Hedefimiz gölün çevresini keşfetmek ve gün bitiminde deniz uçağıyla havadan bir keşif. Deniz uçağıyla bu aktiviteyi gerçekleştirebilmek Avrupa içinde sadece Como gölünde mümkün. Biz de bu fırsatı değerlendireceğiz. Önce Como merkezden Lenno’ya kadar gölün bir yakasını kat ettik.  Oradan ufak bir feribot’a binerek Como gölünün en şişi kasabası “Belaggio”ya ulaştık. 

Burada ögle yemeği etkinliğini spagetti eşliğinde icra ettikten sonra; gölün karşı yakasından, tüm kıyı şeridini seyrederek Como’ya geri döndük. Uçuşumuz saat 18.00’de. Odamızda biraz dinlendikten sonra soluğu Como Aero Club’de alıyoruz. 

Çok üzgünüm yeni Primavera eskin daha güzel….








Burada ögle yemeği etkinliğini spagetti eşliğinde icra ettikten sonra; gölün karşı yakasından, tüm kıyı şeridini seyrederek Como’ya geri döndük. Uçuşumuz saat 18.00’de. Odamızda biraz dinlendikten sonra soluğu Como Aero Club’de alıyoruz. 

Como yamaçları….




Aero Club Como'da,
böyle ilginç makinalar bulduk….






Uçuşumuz 45 dk. sürüyor. Gün batımı eşliğinde tüm Como sahilini, tarihi villa ve sarayları havadan görme imkanı buluyoruz. Bunların en ünlüleri;  Hollywood yıldızı George Clooney’in evi ve Star Wars “Kolon Savaşları 2” de Anakin Skywalker’ın (Hayden Christensen)  Kraliçe Padme’yi (Natalie Portman) öptüğü göl kıyısı sahnesinin çekildiği “Villa Del Balbianello “. 

Kulübün hangarında antika uçaklar da mevcut….






Uçuş sonrası ufak bir tamirat...
Ertesi sabah rotamızı Fransa Nice’e çeviriyoruz. Amacımız Milan üzerinden sahile Genova’ya inmek ve kıyıyı takiben, Fransa’ya geçerek Cotte D’azur’un başkenti Nice’e ulaşmak.  Önemli not: Akdeniz, dilimize “Beyaz Deniz” olarak çevrilmişse de, Fransızlar Akdeniz sahillerinin en meşhur bölgesine  “Mavi Kıyı” demeyi uygun bulmuştur. Sorunsuz bir sürüş sonrasında akşamüstü Nice’e giriyoruz. 
Como. Otelden ayrılıyoruz….






Nice' girer girmez karşılaştık. Zevk sahibi Fransız….
Amacımız otopark sıkıntısının yoğun olduğu bu şehirde motorlarımızı güvenli park edebileceğimiz garajı olan bir otel bulabilmek. Sokaklar çeşit çeşit motosikletler ile dolu. Ama ilginctir ki hiçbir kapalı garaj motorsiklet kabul etmemekte. Kapalı garajlar sadece arabalar için. Otoparkları var mı diye sorduğumuz otel resepsiyonistleri, motorlarımıza bakarak “Sokağa park edin, Vespa’ya ne olacak ki” diyor. Geçmişteki Nice seyahatlerimden bu öneriyi çürütecek bazı kötü görüntüler aklıma geliyor. Afrika asıllı fransız vatandaşlarının yoğun olduğu bu kıyı şehrinde haftasonu içki tüketimi ve neticesinde vandallık eğilimi yüksek.  Bu arayış bizi oldukça zorluyor. Sonunda sahilin 2 paralel arkasında bahçe içinde bir otel buluyoruz ve motorlarımızı (bkz: resim 22) nereye park ediyoruz. Bir Fransız’a bunu yapmaya kabul ettirdiğime inanamıyorum. 
Motorları, 

bu otelin
içine soktum….







Nice’i kısaca tarif etmek gerekirse Antalya’nın mimari bakımdan hormonsuz, sosyal bakımdan medeni versiyonu. Sahil boyunca spor yapan, akşamın geç saatine kadar halka açık sahilde arkadaşlarıyla eğlenen, denize giren, müzik aletleri çalan vb. binlerce insan etrafta. Nice’deki ikinci günümüzde, 20 Km. uzaktaki Monaca’ya geçiyoruz.








 Monte Carlo’yu ve Casino Royal’i görmeden olmaz. Biz de tüm turistler gibi tüm gelirleri Monaco Prens’i Albert’e ait Monte Carlo gazinosunun karşısındaki sosyetik kafe’de kahvelerimizi içiyoruz. 

Sanremo'ya tepeden bakış….
Ertesi sabah Fransız rivierasından, İtalyan rivierası Cinque Terre’ye doğru yola çıkıyoruz. İtalyan Rivierası’nın Monterosso, Vernazza, Corniglia, Manarola ve Riomaggiore adlı beş kasabadan oluşan bu bölgesi UNESCO’nun Dünya Mirası Alanı listesinde. Biz; türkçe’de “Beş Toprak” anlamına gelen Cinque Terre’ni en güzel kasabası Monterosso Al Mare’de konaklamayı planlıyoruz. Bu sefer kat edeceğimiz mesafe yaklaşık 300 Km. 


Akdeniz sahili üzerindeki yamaçlarda inşa edilmiş otoyoldan, güzel ve manzaralı bir sürüşle, sırasıyla San Remo ve Genova’yı kuş bakışı izleyerek, öğleden sonra Monterosso’ya varıyoruz. Bölgeye 1960’lara kadar modern yöntemlerle ulaşım sağlanamıyormuş. Bölgeye araba girişi de yasak olduğundan bir şehirden bir diğerine ancak yerel tren veya tekne ile gidebilir ya da harikulade manzara eşliğinde yürüyebilirsiniz. Sezon burada henüz bitmediğinden güçlükle ama çok güzel manzaralı bir oda buluyoruz. Motorlarımızı otelin bahçesine kilitliyoruz. İki gün onlara ihtiyacımız yok. 








Ertesi gün Cinque Terre’nin digger 4 küçük kasabasını tekne ve tren ile geziyoruz. Öğleden sonra denize girecek vaktimiz bile kalıyor.














Gezimizin bitmesine bir gün kaldı. Sabah erken kalkıyoruz. 400 Km. uzaklıktaki Venedik’te bir gece kalarak ertesi gün motorları teslim edeceğimiz Trieste’ye ulaşmaya çalışacağız. Bu sefer yolda oldukça tempolu sürüyoruz. Tempolu derken maksimum 80-90 km. süratle. Yanımızdan geçen araba ve motorları seyretmekten sıkılıyor bir müddet sonra insan. Yolda fikrimizi değiştirip rotayı doğrudan Trieste’ye çeviriyoruz. 

Bu Harley'ler bizimle uzun süre dalga geçti….
600 Km.’lik sürüş sonrası liman’ın kapısına dayanıyoruz. 10 Saatlik sürüş boşa gidiyor. Sanırım kalça nakline ihtiyacım var. Sevimli İtalyan gümrük polisleri, acentanın kapanması nedeniyle bizi içeri almıyor. Boynumuz bükük kendimize kalacak bir otel arıyoruz. 200.000 kişilik Trieste şehri Harley Davidson motosikletlerle dolu. Bir HOG buluşması düzenlenmiş. Çok zor bir pansiyon bulabiliyoruz. Motorlarımızı da ancak şehrin açık otopark alanına çalınmamaları dileğiyle, dualar eşliğinde park ediyoruz.

Sabah motorları sağlam bulunca,
oldukça sevindik….







Ertesi sabah kahvaltı sonrası yerel Vespa kulübünün pazar etkinliğine şahit oluyoruz.  Koca koca adamlar, cilalanmış klasik Vespa'lar. Keşke bizim ülkemizde de böyle etkinlikler düzenlense.


Motorları gemiye yükledik ve bir seyahat daha sona erdi. Bir daha Vespa ile Avrupa’ya gelir miyim bilmem ama Vespa ile kısaltılmış bir dünya turu ???